İçeriğe geç
Fatmagül ErenayKlinik Psikolog

Kapıyı Neden Bir Kez Daha Kontrol Ediyorsun?

Fatmagül Erenay ·

Gece, kapalı bir kapının koluna uzanan ve arkasında soluk kopyaları görünen bir el: tekrar tekrar kontrol etmeyi anlatan çizgi çizim

Takıntıların anlatmaya çalıştığı hikâye; OKB

Gece yatağa uzanmışsın. Ocağı kapattığını biliyorsun, hatta kapatırken düğmeye bakıp "tamam" da demiştin. Ama içinde bir ses ısrar ediyor: Ya kapatmadıysan? Kalkıp bakıyorsun. Kapalı. Yatağa dönüyorsun ve birkaç dakika sonra aynı ses yeniden başlıyor.

Bu yaşantının en yorucu tarafı çoğu zaman şudur: Saçma olduğunu biliyorsun ama duramıyorsun. Takıntılarla yaşayan insanların büyük kısmı düşüncelerinin abartılı olduğunun farkındadır. Bu farkındalık rahatlatmaz. Tersine, "Bu kadar mantıklı biriyken neden bunu yapıyorum?" sorusu utanca ve yalnızlığa dönüşür.

Bu yazı o soruya biraz farklı bir yerden bakmak için.

Takıntı, dağınık olmamaktan fazlası

Günlük dilde "ben biraz OKB'yim" dediğimizde genelde düzenli ya da titiz olmayı kastederiz. Oysa Obsesif Kompulsif Bozukluk bir kişilik özelliği değil, insanın gününü, ilişkilerini ve enerjisini ciddi biçimde tüketebilen bir durumdur. İki parçası vardır. Bir yanda istemeden gelen, rahatsız edici düşünceler, görüntüler ya da dürtüler bulunur: "Ellerim kirlendi", "Birine zarar verebilirim", "Bir şey eksik kaldı" gibi. Diğer yanda bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıyı yatıştırmak için yapılan tekrarlar vardır: kontrol etmek, yıkamak, saymak, zihninde bir cümleyi tekrarlamak, birine defalarca "emin misin?" diye sormak.

Yalnız değilsin. Geniş ölçekli araştırmalar, insanların yaklaşık yüzde 2-3'ünün hayatının bir döneminde bu tabloyu yaşadığını gösteriyor.

Ritüel sana bir şey veriyor, sonra geri alıyor

Kontrol ettiğin anda gelen rahatlama gerçektir. Sorun, bu rahatlamanın çok kısa sürmesi ve arkasında bir ders bırakmasıdır: "Tehlike vardı, sen kontrol ettiğin için bir şey olmadı." Zihin bu dersi her seferinde biraz daha iyi öğrenir. Bir dahaki sefere kaygı daha hızlı gelir, ritüel daha uzun sürer. Döngü böyle kurulur.

Bu yüzden ritüellere yalnızca "kötü alışkanlık" demek eksik kalır. Ritüel bir sorunu çözmeye çalışıyor. Sadece bunu, sorunu büyüten bir yoldan yapıyor. Her belirtinin bir adresi vardır. Asıl soru şudur: Bu ritüel neyi tutmaya, neyi sakinleştirmeye çalışıyor?

Belirsizlikle kalamamak

Araştırmalar takıntılarla yaşayan insanlarda ortak bir damar gösteriyor: belirsizliğe dayanmakta zorlanmak. "Muhtemelen kapalıdır" yetmez, "kesinlikle kapalı" olması gerekir. Hayat ise bize nadiren kesinlik sunar.

İngiliz çocuk doktoru ve psikanalist Donald Winnicott, bebeğin güvende hissetmesi için yalnızca beslenmeye değil, tutulmaya ihtiyaç duyduğunu anlatır. Bu tutulma yalnızca kucakta taşınmak değildir. Duygularının karşılandığı, dünyanın öngörülebilir aktığı, "biri benimle ilgileniyor, ben dağılmayacağım" hissinin yerleştiği bir ortamdır. Winnicott'un dikkat çekici bir gözlemi daha vardır: Çevre bu tutmayı yeterince sağlayamadığında, zihin bakım veren rolünü kendi üstlenir. Yani kişi, kendisini tutacak birini bulamadığında kendisini düşünerek, hesaplayarak, kontrol ederek tutmaya çalışır.

Bu bakış, takıntıları anlamak için güçlü bir pencere açar. Sayılar, sıralar, kontroller bir çeşit iç iskele gibidir: Dış dünya güvensiz geldiğinde "en azından bunu ben kontrol edebilirim" diyen bir yer. Güvensiz bağlanma yaşantılarıyla takıntılı belirtiler arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar da bu bağlantıyı destekliyor.

Burada önemli bir not düşmek gerekiyor: Bu, "annen baban hata yaptı, o yüzden böylesin" demek değil. OKB'nin oluşumunda genetik ve biyolojik etkenlerin de önemli bir payı olduğu biliniyor. Erken yaşantılar hikâyenin bir parçası, tamamı değil.

Zihin neden en değerli şeye saldırıyor?

Takıntıların en acı verici tarafı, çoğu zaman insanın en çok önem verdiği şeye yapışmalarıdır. Bebeğini çok seven bir anneye ona zarar verebileceğine dair düşünceler gelir. İnancına derinden bağlı birinin aklına saygısız cümleler düşer. Partnerini seven biri "ya aslında sevmiyorsam?" sorusunda boğulur.

Bu düşünceler kişinin gizli arzularını göstermez. Tam tersine, bir düşünceye ne kadar büyük bir anlam yüklersek zihin o düşünceye o kadar takılır. Freud, bir asırdan uzun süre önce yazdığı ünlü vakada bu çelişkiye dikkat çekmişti: Aynı insana karşı hem derin sevgi hem de kabul edilmesi zor öfke hissedebiliriz. Bu iki duyguyu bir arada taşımak zor geldiğinde, zihin onları şüpheye, tekrara ve ritüele dönüştürebilir.

Belki de bu yüzden takıntılar hayatı erteler. "Emin olunca karar vereceğim", "Her şey yerine oturunca başlayacağım" gibi. Amerikalı psikiyatr Leon Salzman'ın tarifiyle, kesinlik arayışı çoğu zaman çaresiz hissetmemenin bir yoludur. Ama kesinlik hiç gelmediği için beklenen hayat da hep bir sonraki kontrolün arkasında kalır.

Duvarı yıkmak mı, anlamak mı?

Bugün bilimsel olarak en güçlü desteğe sahip yaklaşımlardan biri, kişinin kaygı verici durumlarla adım adım karşılaşıp ritüeli yapmadan kalabilmeyi öğrendiği yöntemlerdir. Gerektiğinde ilaç tedavisi de bu sürece eşlik eder. Bu yöntemler zorlayarak değil, kişinin hızına göre ve birlikte ilerler.

Benim için bu yol, ritüelin arkasındaki hikâyeyi anlamakla çelişmez, birbirini tamamlar. Döngüyü kırmak için adım atarken şu sorularla da ilgileniriz:

  • Bu kontrol en çok hangi dönemlerde artıyor?
  • Hangi duyguyu hissetmemek için bu kadar meşgul kalıyorsun?
  • "Kesinlikle emin olmak" sana neyi garanti ediyor, neyi erteliyor?

Ritüeller, bir zamanlar seni ayakta tutmak için ördüğün duvarlardır. Onları anlamadan sadece yıkmaya çalışmak yeni duvarların örülmesine yol açabilir. Neyi koruduklarını gördükçe ise onlara daha az ihtiyaç duyarsın.

Son olarak

Saçma olduğunu bilip yine de yapıyor olman zayıflık değil. İçindeki bir parçanın, bildiği tek yoldan seni korumaya çalıştığını gösterir. Bu parçayı susturmaya değil, anlamaya ve ona daha iyi yollar göstermeye çalışabiliriz.

Belirsizlikle kalabilmek öğrenilebilir bir şey. Ve bunu tek başına öğrenmek zorunda değilsin.

Kaynaklar

  • Doron, G., Moulding, R., Kyrios, M., & Nedeljkovic, M. (2009). Adult attachment insecurities are related to obsessive compulsive phenomena. Journal of Social and Clinical Psychology, 28(8), 1022–1049.
  • Freud, S. (1909). Notes upon a case of obsessional neurosis ("Sıçan Adam" vakası). Standard Edition, 10.
  • Koran, L. M., et al. (2007). Practice guideline for the treatment of patients with obsessive-compulsive disorder. American Psychiatric Association.
  • Rachman, S. (1997). A cognitive theory of obsessions. Behaviour Research and Therapy, 35(9), 793–802.
  • Ruscio, A. M., Stein, D. J., Chiu, W. T., & Kessler, R. C. (2010). The epidemiology of obsessive-compulsive disorder in the National Comorbidity Survey Replication. Molecular Psychiatry, 15(1), 53–63.
  • Salzman, L. (1968). The Obsessive Personality. Science House.
  • Tolin, D. F., Abramowitz, J. S., Brigidi, B. D., & Foa, E. B. (2003). Intolerance of uncertainty in obsessive-compulsive disorder. Journal of Anxiety Disorders, 17(2), 233–242.
  • Winnicott, D. W. (1954). Mind and its relation to the psyche-soma. British Journal of Medical Psychology, 27, 201–209.
  • Winnicott, D. W. (1960). The theory of the parent-infant relationship. International Journal of Psycho-Analysis, 41, 585–595.

Randevu için iletişime geçin

Yüz yüze ya da online görüşme talebinizi iletişim formuyla iletebilirsiniz.